İki Danıştay hakimi, ‘İstanbul Sözleşmesi’nin feshi Anayasa’ya aykırı’ dedi

kadın hakları eylemi

Kaynak, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

20 dakika önce

Fundanur Öztürk

BBC Türkçe

İstanbul Sözleşmesi’nin kadına karşı şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemekte, kadınları korumakta kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan kadın ve insan hakları örgütleri İstanbul Sözleşmesi’nin feshine itiraz ediyor.

Kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle çok sayıda dava açıldı.

Danıştay 10. Dairesi, açılan davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetti; kararın iptal istemiyle açılan davaları duruşmalı olarak gördü.

BBC Türkçe’ye konuşan Avukat Ezgi Koç, “Dava sürecinde 750 kişilik salon her duruşmada tamamen doldu. Muhalefet partileri, barolar ve dernekler… Hepimiz aynı yerde birleştik. İzlenen en kalabalık idari davaydı” diyor.

Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının iptal istemini 3’e karşı 2 oyla reddetti.

Karara şerh koya iki hakim, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin Anayasa’ya aykırı olduğunu kaydetti, “temel hak ve özgürlüklere” vurgu yapıldı.

Gerekçeli kararda ne diyor?

Danıştay’ın gerekçeli kararında, beş üyenin üçü İstanbul Sözleşmesi’nin feshine dair Cumhurbaşkanlığı kararını hukuka uygun bulurken, diğer iki üyenin karşı oy yazdığı görülüyor:

“…Öncelikle dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağı 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği, Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmayarak uyuşmazlığın mevcut hukuki düzenlemeler esas alınmak suretiyle incelenmesi durumunda ise, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle iptal edilmesi gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyoruz.”

Avukat Koç, hakimlerin karşı oy yazılarında İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin hem esas hem de usul yönünden hukuka aykırı olduğuna vurgu yapıldığını söylüyor:

“Karşı oy yazılarında, İstanbul Sözleşmesi bir insan hakları belgesi olması ve iptal kararında kamu yararı olmaması sebebiyle, gerekçe yönünden hukuka uygun olmadığını söylüyor.”

“Usul yönünden ise, bu cumhurbaşkanı kararanın dayanağı olan ilk cumhurbaşkanlığı kararnamesinin de hukuka aykırı olduğu ve bu kararnamenin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği belirtiliyor.”

“Ancak Anayasa mahkemesine gidilmese bile, şu anki haliyle de usulü açıdan hukuka uygun değil diyorlar. Aslında kadın derneklerinin savunduğu usulü itirazları uygun görüyorlar.”

İptali onaylayan hakimler ise, eğer biz İstanbul Sözleşmesi’ne hukuka aykırı dersek Cumhurbaşkanlığı işlemlerini denetlemiş oluruz, dolayısıyla içerik yönünden inceleyemeyiz diyerek, bütün yolları kapatıyorlar.

Koç’a göre hakimlerin aşağıdaki itirazı, Cumhurbaşkanlığı kararları açısından İstanbul Sözleşmesini de aşan bir Anayasa aykırılığına işaret ediyor:

“Sözleşmenin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması nedeniyle, aynı konuda kanunlarla farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca sözleşme hükümlerinin esas alınacağı tartışmasız olup; usulüne göre yürürlüğe konularak kanun hükmü̈ kazanan milletlerarası andlaşmaların hukuk sistemine etkileri de göz önüne alındığında, bu andlaşmaların hükümlerinin değiştirilmesi, sona erdirilmesi, feshedilmesi gibi hususların yasama faaliyeti kapsamında olduğu ve Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği açıktır.”

kadın hakları eylemi

Kaynak, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

“Karar, avukatlardan önce basına sızdırıldı”

Avukat Koç, İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline yönelik karara ilişkin Danıştay’da dava açıldığında, tetkik hâkimin bu kararın iptal edilmesi hakkında görüş bildirdiğini ve kadın derneklerinin, siyasi partilerin, usule aykırılık iddialarını kabul ettiğini anlatıyor.

Hatta duruşmalardaki savunmalar esnasında, savcının da bu iptal kararının hukuka uygun olmadığını, bu yüzden İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilemeyeceği yönünde görüş bildirdiğini kaydediyor.

Bu atmosfere rağmen, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini onaylayan kararın ilk önce basına sızdırıldığını aktarıyor ve bu açıdan da sürecin hukuka aykırı olduğunu vurguluyor:  

“Danıştay’dan çıkan karar ilk önce AA’ya verildi, sisteme yüklenmeden önce basına sızdırılmış, taslak bir karar olarak gönderilmiş. Üstünde düzeltmeler vardı, karar ilk elimize ulaştığında bu şekildeydi.”

“Bu bir kamuoyu yoklaması olabilir diye düşündük. Hukuki bir süreçten de bahsedilemez çünkü dosyanın avukatlarından önce basına sızdırıldı.”

kadın hakları eylemi

Kaynak, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

6284 sayılı kanun, İstanbul Sözleşmesi’nin yerini doldurabilir mi?

Hükümet yetkilileri artık İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyaç olmadığını çünkü 6284 sayılı yasanın bu boşluğu karşıladığını, ayrıca kadına yönelik şiddeti kapsayan yeni cezai düzenlemeler yaptığını savunuyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk 24 Mart 2021’de yaptığı açıklamada, kadına yönelik şiddetle mücadeledeki tek aracın İstanbul Sözleşmesi olmadığını söyleyerek, “Geldiğimiz noktada hem birincil hem de ikincil mevzuatımızda kadınlarımızı korumak, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için gerekli bütün araçlarımız mevcut” demişti.

Kadın hakkı savunucuları ve hukukçular ise, Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin boşluğunu dolduracak herhangi bir kanun madde ve düzenlemesinin bulunmadığını söylüyor.

Uzmanlara göre, Türkiye iç hukuku, İstanbul Sözleşmesi’nin şiddeti tanımlama ve şiddet karşısında “önleme, koruma, kovuşturma ve politika oluşturma” olarak dört başlıkta geliştirilmiş hükümlerini “kısmen” kapsıyor.

Öte yandan İstanbul Sözleşmesi ile iç hukuktaki temel farklılık, kadına yönelik şiddetin toplumsal sebeplerini ortaya koyarken oluşuyor.

Sözleşme, kadına karşı şiddetin “toplumsal cinsiyete dayandığını” ve “kadınlarla erkekler arasında tarihten gelen eşitsiz güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu” söylüyor.

Sözleşmede toplumsal cinsiyet için “toplum tarafında kadın ve erkeğe yüklenen ve sosyal olarak kurgulanan roller, davranışlar ve eylemler” tanımı yapılıyor.

Buna karşılık, Türkiye’de 6284 sayılı kanun dahil, kadına karşı işlenen suçu toplumsal cinsiyete bağlı tarif eden herhangi bir mevzuat mevcut değil.

İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında tüm idareye çeşitli görevler yüklediğini değerlendiren Avukat Koç, şöyle anlatıyor:

“İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sosyal yaşamı düzenleyen devlet politikaları üretilmesini söylüyordu.”

“18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kadın olarak görüyordu o yüzden eğitimde de çok önemliydi. 24 saat ücretsiz telefon hattı gibi hizmetleri sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil mülteci kadınlar için de öngörüyordu.”

“Suçların cezalarını istediğiniz kadar artırın, 2020 yılındaki infaz kanunundan bu yana zaten neredeyse hiçbir suçun yatarı yok. Halbuki İstanbul Sözleşmesi, faili rehabilite etmiyorsan bunun hiçbir manasının olmadığını söylüyordu. Ayrıca basın yoluyla üretilen ayrımcı dil ve politikaların önlenmesi devletin sorumluluğundaydı.”

“Kadının beyanı esastır” ilkesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi sıkça, “kadının beyanı esastır” diye bir hukuki ilkeye sahip olduğu ve bunun eşitliğe aykırı bir tutum olduğu iddiasıyla eleştirildi.

Fakat yaygın olarak bilinenin aksine “kadının beyanı esastır” ilkesi, Yargıtay’ın çok eski bir içtihadına dayanıyor.

Konuyla ilgili olarak 2019 yılında BBC Türkçe’ye konuşan bir hâkim şöyle açıklamıştı:

“6284’e göre korunma talep eden kişi, tedbir için aile mahkemesine veya savcılık veya kolluk birimlerine delil olmadan talepte bulunabilir. Tedbir kararı verilmesi için de delil aranmaz. Aynı iddialarla ilgili olarak soruşturma açılmasını da talep edebilir. Talep olmasa veya şikâyet olmasa da bazı suçlar için savcı doğrudan soruşturma yapabilir, önemli olan suçun niteliğidir.” 

“Bu ilke Yargıtay’ın çok eski bir içtihadıdır ve der ki: Bir kadın ya da çocuk kendi şerefini ve namusunu da ortaya koyarak, kendisine cinsel istismarda bulunulduğuna dair bir iddiada bulunmaz. O nedenle somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılır.”

kadın hakları eylemi

Kaynak, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu

“Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği istemiyoruz”

İstanbul Sözleşmesi, eğitim müfredatında ve idareci pratiklerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan politikaların yürütülmesi gerektiğini söylüyordu.

Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan politikalara karşı çıkan dernekler ise, toplumsal cinsiyet eşitliğinin “aileleri bölme” ve “seküler nesiller yetiştirme amacı taşıdığını” savunuyor. 

2019 yılında BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Aile Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Meryem Şahin’e göre, toplumsal cinsiyet eşitliği savunularında “aile kurumunu hedef alan” pek çok örnek bulunuyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliği teorisi gelenek, örf, din gibi bizim toplumumuz için önemli olan kaynakları ‘ayrımcılık’ kaynağı olarak tanımlıyor. Gelenek, örf ve dinin problemli yorumlarından bahsetmek mümkündür fakat burada toptancı bir yaklaşımı görüyoruz.” 

“Toplumsal cinsiyet eşitliği teorisi toplumu ‘kadın’ ve ‘erkek’ olarak kategorize ettikten sonra, erkeği ve kadını birbirinin karşısına konumlandırıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği toplumsalı cinsiyet üzerinden ‘çatışmacı’ bir şekilde okur. Bunun sebebi cinsiyetler arası ilişkiyi ‘güç/erk’ temelinde ele almasıdır. Bu da kaçınılmaz olarak süregelen bir kategorik güç mücadelesini gerekli kılıyor.”

Danıştay’ın kararına karşın kadın hakları dernekleri Türkiye’nin çeşitli kentlerinde eylem hazırlığına geçti.

Ayrıca derneklerin 30 gün içerisinde Danıştay İdari Davalar Kurulu’na kararın iptaliyle ilgili başvurması bekleniyor.

Yoruma kapalı.